Astana Zirvesi ve Değişen Dünya Dengeleri

Sosyal Medya'da Paylaşabilirsiniz...

18.yy’dan itibaren Dünya hâkimiyeti, Asya ülkelerinin elinden yavaş yavaş çıkıp başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa’nın kontrolü altına girmiştir. Bu duruma karşı Asya Kıtasından iki tür tepki doğdu: Birincisi, geleneksel yöntemlerle Avrupa’nın sömürgesine karşı koymak iken; diğeri ise bu sömürü sürecine karşı Avrupa’yı, Avrupa’nın teknolojisini öğrenerek onda karşı koymak.

Birinci yöntemle hareket edenler (Çin, Babürler ve Osmanlılar) mağlup olurken; ikinci yöntemle hareket eden Büyük Petro liderliğindeki Rusya ve Meiji liderliğindeki Japonya büyük oranda kurtulmuştur.

Yaklaşık iki asır süren bu sürecin sonunda I. Dünya savaşı çıktı ve Japonya-Rusya hariç tüm Asya kıtası, Avrupa’nın kontrolü altına girdi. Yeni Dünya Düzeninde Osmanlı sonrasında Ortadoğu’da (İslam Dünyası)  Sykes-Pico adıyla bilinen İngiliz ve Fransız sömürü düzen kuruldu (1918).

Bu düzenin sonucunda bir imparatorluk vaat edilen Araplar, cetvellerle 28 devlete bölünürken, Kürtler dört parçaya, Hindistan üç parçaya ve Türkiye, sınırları dağların zirvesinden ve petrolün bittiği çizgide başlayan küçük bir Balkan toprak parçasıyla Anadolu yarımadasına sıkıştırıldı.

Örneğin, Türkiye’nin sadece adı değiştirilmedi. Tarihiyle ve geçmişin tüm siyasi kurumlarıyla başkent ve alfabesi dâhil irtibatı kesildi. Tüm Ortadoğu’da yüzü Avrupa’ya dönük olan ve Avrupa’nın düşüncelerine sahip yerli liderler desteklendi (İran, Mısır ve Türkiye… gibi). Sonuç olarak Mesut Barzani’nin dediği gibi halkların arasında sorunlar olmamasına rağmen halkıyla ve birbiriyle kavgalı ideolojik siyasi bir süreç ortaya çıktı. Bu süreç bazı istisnalar olmasına rağmen en az 60 yıl devam etti.

1979 yılı bu sürecin kırılma noktasının başlangıcını oluşturmaktadır. Rusların Afganistan’ı işgal ettiği bu tarihte, İran’da Batılı Şah yerine halk devrimiyle Humeyni başa gelmiş, Türkiye’de Amerika’nın “Our Boys” olarak tanımladığı askeri darbe kararı alınmış (1980’de uygulandı), Pakistan’da Ziya-ül Hakk’ın darbesi olmuş ve Mısır da İsrail sopası ve ABD’nin Camp Dawid kampıyla kontrol altına alınmıştır.

Tüm bu süreç on yıl sonra biterken; 1990 yılında Soğuk savaşın bitmesi ve Irak’ın Kuveyt’i işgali bizi yirmi yıl sürecek ve Ortadoğu’yu günümüz Arap Baharı, Irak ve Suriye’nin üçe bölünmesi Ortadoğu’da yeni uluslararası aktör olarak ortaya çıkan Kürtleri ortaya çıkarmıştır.

Beş yıldır 22 milyonluk nüfusunun en az yarısı yerinden olan, yarım milyonu ölen ve 8 milyonu yurtdışına kaçan Suriye’nin Astana’da alacağı şekil, şu an için hem Yeni Dünya Düzeni hem de Yeni Ortadoğu Düzeni konusunda bir laboratuvar olacaktır. Burada şüphesiz Rusya ve Türkiye ana aktör rolünü oynamaktadır.

1918 yılında dörde bölünen, Ortadoğu’nun Zagros dağları gibi yerlisi olan Kürtler, bize İslam medeniyetini getiren Araplar, Ortadoğu’da oyunbozan olarak görülen Acemler ve muhteşem Asya kıtasının son büyük devletinin sahibi olan Türkler, üç asırdan sonra bir aktör olarak tekrar tarih sahnesine çıkmış bulunmaktadır.

Hindistan ve Çin yeniden tarih sahnesine son yarım asırda çıkarken; Rusya, Putin ile Çar’ın yapamadığını başararak sıcak Akdeniz sularında kalıcı olma hayallerini Suriye üzerinde kurmaya çalışmaktadır. Afrika, Afganistan, Somali, Suriye ve Irak’ta yuvası dağılan binlerce insan Akdeniz’e vurmakta ve Avrupa ikinci kavimler göçü korkusunu yaşarken, ABD ise Osmanlının ikinci Viyana kuşatma sürecini Şam, Bağdat ve Kabil kapılarında yaşamaktadır. PYD’ye attığı silahlar vurduğu kuşa değmemektedir.

Kısaca Yeni Dünya Düzeninde, Dünya Dengeleri tıpkı üç asır önceki gibi yeniden değişmekte ve güneş yeniden doğudan doğmaktadır. Burada da Dünya ana aktörleri tekrar Asya kıtasının muhteşem Çin, Hint, Türk, Kürt, Fars ve Arap atlıları görülmektedir. Sıkıntı bunların Avrupalılar gibi ortak hareket etmeyi başarıp başaramayacaklarındadır.

Astana zirvesi 21.yy Dünya dengelerinin ilk km taşı olacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir